24 Şubat 2012 Cuma

Sonbaharda Dağların Süsü - Alıç

Düşündüm de 10 seneden fazla olmuş, en son alıcı ağacından koparıp yiyeli. Üniversite yılları olsa gerek yine. Ankaralı kuş gözlemcilerle toplanmışız, mevsim sonbahar. Buluşma noktası Etlik garajı, istikamet Kızılcahamam. Otobüsten inip Kızılcahamam'dan Soğuksu Milli Parkı'na giden yola düşüyoruz. O zamanlar milli parka belediye el atmamış daha, çok da kalabalık değil belki havalar soğumaya başladığından. Klasik yoldan değil ilk çeşmenin arkasındaki yamaçtan tırmanmaya başlıyoruz gözlem çardağının bulunduğu, akbaba izleme noktasına doğru. Orman muhteşem, yapraklar dökülmeye başlamış, üç çiçekli beyazımsı-pembe kocaman çiçekleri olan çiğdemler ve çeşit çeşit mantarlar var yerlerde... Tırmanış, gözlem, akbabalar, (Çağlar ve benim) yanımda olan Barbaros Demirci, Dicle Tuğba Kılıç, adını hatırlamadığım diğer kuşçular... Ama aklımda en çok kalan o ağaçlardan topladığımız sarı-turuncu alıçlar... 
Ankara dağlarında, çayır-orman hattında doğal yayılış gösteren o harika meyve... Ankara'da büyümüş bir çocuk olarak aklıma hemen ilkokulumun (Sarar İlkokulu, Sıhhıye'dedir) ve lisemin (Atatürk Lisesi, yine Sıhhıye'de) önünde her sonbahar ipe dizilmiş olarak satılan alıçların tadı geliyor. 


Alıç Ağacı İle Sohbetler bahsinden sonra aklıma koydum alıçlarla ilgili bir şeyler yazmayı. Bu akşam odamdaki dergileri, kitapları karıştırdım, öğrenci laboratuvarı sonrası yorgunluğumu atmaya çalışırken. Bildiklerimin yanısıra ilk defa karşılaştığım bilgiler de oldu. 

Alıçlar Rosaceae (Gülgiller) familyasından; ülkemizde beyazdiken, ekşi muşmula (oysa hiç de ekşi değil tadı), geviş, yemiş isimleriyle bilinen çalımsı-ağaçlar. Latince Crataegus ismiyle adlandırılıyor. Bu ismin kaynağı Yunanca "Kratos" kelimesi, güç anlamına geliyor ki ağacın gövde odunu sert olduğu için bu ismi aldığı düşünülmüş. (Fitomed Dergisi'nin (www.fitomed.net) ilk sayısını karıştırdım okulda, burada aktaracağım bilgilerin bir kısmı oradan. İstanbul Ünv. Eczacılık Fak. Farmakognozi ABD'ndan Prof. Dr. Ali Hikmet Meriçli ve ekibinin alıçlarla ilgili birçok çalışması çıkıyor karşıma. Belirtmeden geçmek olmaz.) Ülkemizde 7'si endemik 20 taksonu doğal olarak yetişiyor, literatürlerden gördüğüm kadarıyla bol bol da hibritleri var alıçların...

Tarihte alıcın izlerini aradığımızda, yazılı ilk kayıtlar 16.-17. yüzyıllara denk geliyor. Meyvenin astrenjan olarak kullanıldığı bilgisine rastlıyoruz. Anadolu'da yüzyıllardır yetiştiği bilinen bitkinin daha çok meyve olarak kullanımı mevcut, halk ilacı olarak kullanımına pek rastlamıyoruz. 

Tasavvuf Kültüründe Üç Meyve isimli (F. Halıcı) kitapta alıçla ilgili bir kıssa anlatılıyor: "Yunus Emre, Anadolu'yu kasıp kavuran bir kıtlık döneminde Hacı Bektaş-ı Veli'nin kapısına varır. Kıtlığa rağmen, gelenek ve göreneklere uygun olarak, yanında çam sakızı çoban armağanı, bir heybe de alıç hediye getirmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli'ye durumu anlatırlar; o da adamlarına der ki: "Söyleyin o dervişe, bana sunacağı her ‘alıç’ına karşılık olarak ona bir nefes, bir himmet ve nasip vereyim"... Yunus Emre'ye söylerler; ancak, o, "Evde çoluk çocuk aç, buğday isterim" der. Bu cevap üzerine Hacı Bektaş-ı Veli tekrar haber gönderir: "Söyleyin o dervişe her 'alıç'ına karşı ona on nefes, on himmet ve nasip vereyim". Yunus Emre on misli çoğalan bu kısmeti de kabul etmez. İki çuval buğday verirler, hayvanına buğdayları yükler ve yola düşer. Yarım saat kadar gittikten sonra birden durumu kavrar, "Vay ben ne yaptım da buğdayları aldım; nefes, himmet ve nasip almalıydım" der ve yana yakıla geri döner. Hacı Bektaş-ı Veli'ye durumu anlatırlar, gülerek cevap verir: "Söyleyin kendisine, bizim kapımızda ona nefes, himmet ve nasip kısmet değildir. Varsın Taptuk Emre'ye gitsin." der. Bundan sonra Taptuk Emre'nin kapısına varan Yunus Emre orada "Yunus miskin çiğ idik, piştik Elhamdülillah." mertebelerine yükselecek duruma erişir."

Günümüzde genel olarak alıç meyveleri kabız, idrar arttırıcı; toprak üstü kısımlarından hazırlanan çay kalp ve dolaşım hastalıklarında ve çiçeklerden hazırlanan çay sedatif, spazm çözücü ve tansiyon düşürücü olarak kullanılıyor. 19. yüzyılın sonlarından bu yana bitkinin yaprak ve çiçeklerinin kalp-damar sistemi hastalıklarında kullanıldığını görüyoruz. Bu amaçla tedavide kullanıma yönelik preparatları ülkemizde değil ama yurt dışında çok sayıda mevcut. Bu preparatların yapımında C. laevigata ve C. oxyacantha tercih ediliyor. Alıç hem Türk Kodeksi'nde hem de Avrupa Farmakopesi'nde yer alan bitkilerden.

Alıçların yapısında; bolca flavonoit (viteksin, rutin, hiperozit türevleri), tanenin (epikateşin, kateşin türevleri, oligomerleri) yanı sıra  triterpen ve fenolik asitler, aminler, ksantinler mevcut. Biyolojik olarak birçok etkisi var tabii; kalp kuvvetlendirici, kalp ritmini düzenleyici, tansiyon düşürücü, antioksidan ve damar kuvvetlendirici gibi. Bu konularda yapılmış klinik çalışmalar bile var.

Alıçlarla ilgili yayın ve kaynaklara bakarken Turhan Baytop hocanın "Bitkiler ile Tedavi" kitabına, Farmakognozi ve Fitoterapi Derneği'mizin çıkardığı monograf-"Tedavide Kullanılan Bitkiler" Kitabına da göz gezdirdim. Ayrıca bölümümüzde, üniversiteden sınıf arkadaşım Ecz. Beyza Özdeveci, Prof. Dr. İlkay Orhan danışmanlığında piyasadaki Crataegus preparatlarında etkili maddelerin miktar tayinini içeren bir tez çalışması yapmıştı. Konuyla ilgilenenler bu kaynaklara da göz atabilirler...

Bir de kalp yetmezliklerinde kullanılan Digitalis (yüksükotu) ile karşılaştırıldığını görüyorum Crataegus'un. Digitalis ciddi kalp yetmezliklerinde kullanılıyor, çabuk etki gösteriyor, doz aralığı dar ve bu sebeple tedaviye ara vermek bile gerekebiliyor. Oysa Crataegus hafif kalp yetmezliklerinde kullanılıyor, etkisi bir süre kullanıldıktan sonra görülüyor, doz aralığı geniş ve bu sebeple toksisite sorunu yaşanmıyor. 

Eminim daha çok şey var söylenecek, ama şimdiden baya uzun bir yaz oldu bile...

En son bu sonbahar hatta tam tarih vermek gerekirse 1 Ekim'de (ailemle Konya'ya giderken) alıp doya doya yemiştim kırmızı-turuncu alıçları. Bazıları kurtluydu, ama olsundu; belki doğada kirlenmeden kalan nadir meyvelerdi onlar, pestisitsiz, ağır metalsiz. Belki gelecek sonbaharda dalından yeme şansım olur. Ne dersin Çağlar Orhan?

15 Şubat 2012 Çarşamba

Farmasötik Botanik Uygulama Demonstrasyonu

2012 Bahar yarıyılında üniversitemizdeki botanik uygulama laboratuvarlarında demonstrasyonları ben anlatıyorum. Notları geçen sene hazırlamıştım, bu sene de pek fazla değişiklik yapmadım. 

Sözkonusu olan 1. sınıflar olduğundan bunlar föyde var desem de öğrenciler ellerinde özetlenmiş yazılı bilgi olsun istiyorlar haklı olarak. Öyleyse buyursunlar: (demoyu anlattığım 3 parçayı 3 pdf olarak yükledim siteye, linklerden download edebilirsiniz.)

Videoların da tamamını ekliyorum meraklısı için buraya. Sonra kimse yok ben demoya gelmemiştim dinleyememiştim demesin ona göre :)


Laboratuvarda nasıl çalışmamalıyız?         Mikroskopla nasıl çalışılır?


Soğan zarı hücrelerini inceleyelim.           Ormanda bir yürüyüşe ne dersiniz?


Tabakta bırakılan 3 çileğin maceraları       Mantarlar

 Bir yaprağa daha yakından bakalım.         Çiçekten elmaya...


Çiçeklerde tozlaşma-Orkideler                 Karahindiba çiçeğinden meyveye

Çilek                                                   Tohumdan yeni bir bitkiye

14 Şubat 2012 Salı

Alıç Ağacı İle Sohbetler

Bir süredir hocam Prof. Dr. Fatma Ergun ile haziran ayında İstanbul'da düzenlenecek olan 10. Eczacılık Tarihi Toplantısında sunacağımız bildiri üzerinde beyin fırtınası yapıyoruz. (Toplantı için: http://www.facebook.com/events/245626702161648/
Pazartesi günü, hocam masasının üzerinde bir dağ gibi yükselen kaynak kitapları bana verdikten sonra Ekrem hoca (Prof. Dr. Ekrem Sezik) ile konuşmuşlar toplantı ve bildirimiz hakkında. Hoca bildirinin sonunu Alıç Ağacı İle Sohbetler'den alıntılarla bitirin, hoş olur demiş. Fatma hoca bunu bana ilettiğinde gayrı-ihtiyari odamdaki kitaplığıma el attım, ama kitabın evde olduğunu akşam evde fark ettim. 

Bu akşam aklıma geldi sayın Prof. Dr. Hikmet Birand'ın yazdığı Anadolu Manzaraları ve Alıç Ağacı İle Sohbetler adlı kitaplarını okuduğum günler. Şimdi baktım da biri 1999, biri 2001 baskısı. Üniversite yılları, baharda okula gidip gelirken araziye duyulan özlemi kabartan, metroda okunan kitaplar...

O zaman da Hikmet Birand'ı merak edip hayatını okumuşmuydum hatırlamıyorum ama az önce baktığım Ankara Fen Fakültesi herbaryumunun blogunda rastladım ona. (http://ankherbaryumu.blogspot.com/2009/11/profdr-hikmet-birand.html) Birand, 1904 Karaman doğumlu. Aslında Yüksek Ziraat Okulu mezunu, doktorasını Almanya’da yapmış. Yurda dönünce Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’nde asistan olmuş, ardından doçentlik... Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi kurulunca profesör olarak görev almış ve bir süre de burada dekanlık yapmış. Ardından rektörlük… Ülkemizde ilk bitki sosyolojisi çalışanlardan ama daha önemlisi zamanının sayılı doğa gözlemcisi ve doğa korumacısından biri. ODTÜ-Atatürk Ormanı’nın oluşturulmasında da büyük emeği varmış. Ülkemizin modern anlamda ilk herbaryum olan ANK Herbaryumu (Herbarium Turcicum-Türkiye Herbaryumu) 1933 yılında yine onun tarafından kurulmuş.

Yıllar öncesinden hatırladığım şey ise okuduğum bu iki kitabın da harika tasvirler içerdiğiydi. Kitapları okurken bir anda kendimi bozkırda bir ağaç altında gün batımını izlerken buluyordum veya bir gelinciği, papatyayı toplarken yemyeşil bir çayırda, veya Ankara çiğdeminin yanı başında... 

Anadolu Manzaraları 1957'da, Alıç Ağacı İle Sohbet ise 1968'de yayınlanmış ilk defa, Tübitak yayınlarından basılmasa tarih olup gidecekmiş iki güzel kitap da.  Fotoğraf sevenler Alıç Ağacı İle Sohbetleri okurken daha da mutlu olacaklar, çünkü harika İbrahim Demirel fotoğrafları süslüyor kitabı, kah siyah-beyaz kah renkli, bozkırda alıç ağaçları... Tekrar okumalı bu kitapları, belki bu hafta sonu İzmir yolu boyunca... 


Sonra alıçları yazmalı bloga, sonbaharda Ankara dağlarındaki, turuncu-kırmızı alıçları anlatmalı...

Kitapları bir karıştırayım dedim de bakın hoca Anadolu Manzaraları'nı yazarken de deli bir kış varmış Ankara'da :)


Yazıya konu olan Ankara çiğdemi 


not: Yazıyı sevenler aşağıdaki yorumlar kısmında yer alan sayın Boğaç Kunt hoca ile yaptığımız mesajlaşmaya da göz atsın mutlaka :) Boğaç hocanın blog adresi ise: www.dogatarihi.net ...