19 Temmuz 2012 Perşembe

Papatyagiller (Asteraceae) Hakkında

Her arazi sonrası, Çağlar'la çektiğimiz fotoğrafları heyecanla bilgisayara atıp neler çekmişiz diye bakarız. Ve istisnasız her arazide gördüğümüz familyalardan biri de papatyagiller. Elimizde şimdiden iyi bir Asteraceae arşivi oluşmuş bile. Hem fotoğrafları bir araya toplayayım hem de blogda derli toplu bir yazı olsun diye uzun zamandır uygun zamanı bekliyordum. Zamanı gelmiş demek ki...(Yazı okumaktan çok resimlere bakmayı sevenler, resimleri daha büyük görmek için üzerine tıklamayı unutmayın:))

Mecit (Vural) Hoca ile çıktığımız araziden (Ayaş yakınlarında) çektiğimiz bir Centaurea




Papatyagiller, Latince adıyla Compositae (=Asteraceae) familyası ülkemizde 1100'den fazla türü ile az önce de söylediğim gibi sık sık karşılaştığımız bir familya. Familyadaki bitkilerin çoğu otsu. Çiçeklerini incelediğinizde baş şeklinde toplanmış, küçücük çiçeklerden oluşan bir topluluk yani kapitulum tipinde olduğunu kolayca farkedersiniz. Çiçeğin altında genellikle yeşil renkli sıra sıra pulsu yaprakçıklar bulunur ki bu küçük yaprakçıkların her biri brakte, tamamına ise involukrum deniyor.
Taraxacum officinale (karahindiba) çiçekleri (kapitulumda sadece dilsi çiçekler var)
Taraxacum officinale çiçeklerinin hepsi meyveye dönmüş, üflememiş olan var mı aramızda?



Çiçek halkalarına baktığımızda çanak yaprakların (sepal, kaliks parçaları) pul veya tüysü hale gelmiş olduğunu görüyoruz. Tüysü çanak yapraklara papus adı veriliyor. Çanak yapraklar (petal, korolla parçaları) ise ya tüp şeklinde birleşmiş ya da birleşerek tek bir şeritsi yapı oluşturmuş. İşte tüp şeklindeki petallerin oluşturduğu çiçeğe tüpsü, şerit şeklinde olanlara ise dilsi çiçek diyoruz.



Beyazlar dilsi, sarılar tüpsü çiçekler, aramızda seviyor sevmiyor diye papatya falı bakmamış var mıdır?
Tussilago farfara (Çağlar hemen oy farfara farfara ateş düştü şalvara diye başlar) (öksürük otu)


Familya bitkilerinin meyveleri ise aken tipindedir. Olgunlukta açılmayan kuru meyve bir tohum taşımakta. Ayçiçeğinin tohumları olan ay çekirdeğini düşünün. 

Polenler
Salgı tüyleri
Asteraceae bitkilerinde kokulu maddeleri taşıyan salgı tüyleri mevcut ve familyaya karakteristik. Mikroskopta dikkatlice incelediğinizde üzeri sivri çıkıntılı küresel polenler ve salgı tüyleri bitkinin bu familyada olduğuna karar vermenizde yardımcı olabilir. 




                        Bunlar Erzurum Palandöken Dağı'ndan 

   Helichrysum'lar Yozgat Akdağmadeni'nden
         
                                       Tragopogon
 
Türünü bilen?



Familya iki alt familyaya ayrılıyor:

1. Tubuliflorae (Asteroideae, Tubiflorae): Kapitulumdaki çiçeklerin ya hepsi veya ortadakiler tüp şeklindeyken çevredekiler dilsidir. Diğer alttürdekilerden farklı olarak süt borusu bulundurmazlar. Bu alt familyada Matricaria sp.(mayıs papatyası), Anthemis sp. (alman papatyası), Tussilago farfara (öksürük otu), Artemisia sp. (pelinotu), Achillea sp. (civanperçemi), Helichrysum sp. (altınotu), Cynara scolymus (enginar), Silybum marianum (meryemana dikeni), ve Echinacea türleri eczacılıkta kullanımı olan ve adı sık duyulan bitkiler...

2. Liguliflorae (Cichorioideae): Bu altfamilyadaki bitkilerde kapitulumu oluşturan çiçeklerin hepsi dilsidir. Süt boruları bulunur, uçucu yağlara nadir rastlanır. Cichorium intybus (hindiba) ve Taraxacum officinale (karahindiba) ise bu alt familyadan...


Yazıyı Ankara'ya endemik Centaurea'lar ile kapatayım, bu sene onları ziyarete gidemedim ama Çağlar'ın çektiği fotoğraflar şimdilik işimizi görür :) 
Açmamış bir Centaurea çiçeği, brakteleri ne kadar da güzel :)
Ankara Gölbaşı'ndaki endemik yanardöner (Centaurea tchihatcheffii)
Ankara Gölbaşı'ndaki endemik yanardöner (Centaurea tchihatcheffii), bu da kırmızı formu

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Türkiye'nin Endemik Bitkileri Kitabı

Bu sene doğum günümde aldığım hediyelerden biri daha önce kitap evlerinde hiç rastlamadığım ve nasıl rastlamadığıma da şaşırdığım bir kitaptı. (Çünkü genelde her gittiğimiz kitapçıda botanik, doğa, çevre, bilim ve polisiye raflarına göz atar, yeni çıkanların hepsini alamasam da inceleyip konuları hakkında fikir sahibi olmaya çalışırım.) Kitabı alan babam önce karıştırmış biraz; fotoğrafları beğenmiş, okumuş; bitkilerin Latince isimlerinin de verildiğine dikkat etmiş, yazar isimleri arasında da Gazi Üniversitesi'nden Botanik hocalarının isimlerini görünce daha fazla düşünmeye gerek yok deyip almış. İyi ki de almış.   

Kitabın adı; Türkiye'nin Endemik* Bitkileri (*endemik: yaşam alanı belirli  bir bölgeyle sınırlı canlıları tanımlamada kullanılan bir terimdir). Yazarları Hasan Torlak, Mecit Vural ve Zeki Aytaç. Ayrıca (arkadaşımız Serdar Aslan gibi) birçok uzmandan da fotoğraf desteği alınmış. Kitap 2010 basımıymış ama kitap Kültür ve Turizm (son ismi ne oldu bilemiyorum) Bakanlığı tarafından basıldığı için sanırım reklamı pek de fazla yapılmadı. Belki yine aynı sebeple Ankara'daki belli başlı kitap evlerinde kitaba rastlamadık (rastlamadınız). 

Kitapta ülkemizdeki endemik bitki zenginliği 200 kadar fotoğraf desteği ile örnekleniyor, anlatılıyor. İsimlerini nereden aldıkları, nerelerde yetiştikleri açıklanıyor. 




Kitaptaki ana başlıklar ise şöyle;
  • Ana Tanrıça İnancının Bitkisel Kökeni
  • Hitit Uygarlığı'nda Bitkiler
  • Antik Kentlerimiz ve Tarihi Eserlerimizde Yaşayan Endemik Bitkiler (EB)
  • Halk İlacı Yapımında Kullanılan EB
  • Türkiye'nin Endemik Orkideleri
  • Yiyecek ve İçecek Yapımında Kullanılan EB
  • Kokulu Bitkilerin Kültürümüzdeki Yeri ve Kokulu EB
  • Anadolu Kültüründe Bitkiler
  • İlginç Kullanımı Olan EB
  • Yeni Keşfedilen EB


Kitap 221 sayfa, internet üzerinden fiyatına baktığınızda çok farklı fiyatlarla (48, 65, 75 TL gibi) karşılaşıyorsunuz. Ama Ankara'daysanız babam gibi Kızılay'daki (Mithatpaşa Cd. No:18) GES'e (Geleneksel El Sanatları'na) gidip 20 TL'ye bu güzel kitaba kavuşabilirsiniz. Ha Ankara'da olmayanlar da GES'in web sitesine göz atsınlar: http://www.ges.gov.tr/tr/urunler/kitap/turkiyenin-endemik-bitkileri/ orada da fiyat aynı gözüküyor (kargo ekliyorlar mı bilmiyorum). Web sitesinde şu an arşivde bu kitaptan 49 adet olduğu yazılı. Umarım bitmeden alma şansınız olur... 

5 Temmuz 2012 Perşembe

Türkiye'nin İlk Eczacılık Tarihi Müzesi

Her ne kadar okulda tarih derslerinden hiç haz etmemişsem de müzeleri pek severim. Benim gibi müzeleri seviyorsanız ve eczacılığın geçmişine bir göz atmak isterseniz size İstanbul'daki Eczacılık Tarihi Müzesi'ni görmenizi öneririm.

6 Haziran'da 10. Eczacılık Tarihi Toplantısı'na katılmak için İstanbul'a gitmiştim. Toplantının ilk günü, İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ndeki Türkiye’nin ilk Eczacılık Tarihi Müzesi'nin açılışı vardı. Müze yeni ama tarihi çok eskiye dayanıyor. Şöyle ki ilk olarak 1960 yılında Prof. Dr. Turhan Baytop tarafından düzenlenmiş. Ecz. Remzi Kocaer’in katkılarıyla koleksiyonu genişletilmiş. 7 Mayıs 1968 tarihinde “Türk Eczacılık Tarihi Müzesi” adıyla ziyarete açılmış. Zamanla eşya sayısının artması ve odaya sığmaması nedeniyle 1984 yılında daha büyük bir odaya taşınmış ve 15 Temmuz 1984'te tekrar ziyarete açılmış. Ancak İstanbul'un da etkilendiği 17 Ağustos (1999) depremi, müzenin bulunduğu binada büyük hasara sebep olmuş. Bu sebeple malzemeleri ve dolapları uzun süre bir depoda muhafaza edilmiş.


Prof. Dr. Afife Mat müze açılışı öncesi yaptığı konuşmasını Sn. Turhan Baytop'un sözleri ile bitirdi: "40 yıllık bir uğraş sonucunda toplanmış olan Türk Eczacılık Tarihi Müzesi'ne ait eşya ve malzeme halen bir tek oda ve fakülte binasının koridorlarında dağınık bir şekilde muhafaza edilmektedir. Ümit ederim ki bu çok değerli tarihi malzeme bir gün değerine uygun bir yere konacak ve Türk eczacılığının temsilcisi olan eşyalar birlikte sergilenme olanağına kavuşacaktır". Hocanın 1999 yılındaki bu dileklerinin 2012'de geç de olsa gerçekleşmiş olması sevindirici.

Müze, Prof. Dr. Afife Mat'ın yoğun çabaları ve Selçuk Ecza Deposu'nun katkıları ile yeniden düzenlenerek 6 Haziran'da ziyarete açıldı. Yeri ise Keçecizade Fuat Paşa Konağı (yani Eczacılık Fakültesi-A blok) birinci kat. 

Müze iki ayrı odadan oluşuyor. İki odanın da tavanları çok yüksek, aydınlatmaları ve perdeleri özenle seçilmiş. Neredeyse iki oda da dolaplar ve raflarla dolu. İki oda arasındaki geçiş kısmında kitaplar yer alıyor. Müzedeki dolaplardan bir kısmı Topkapı Müzesi'nden hediye edilen ilaçlar ve ilaç kavanozları ile dolu. Malzemelerin yanlarında hediye eden kişilerin, yerlerin isimleri de yazılmış.

















Müzede sergilenenlerden göze çarpanlar:
  • Topkapı Sarayı Enderun Eczanesi dolapları ve ilaç kavanozları
  • Laboratuar malzemeleri, şişeler, drog kavanozları
  • Mikroskop, teraziler, kitaplar, fotoğraflar, diplomalar
  • Eczacılardan ve hekimlerden gelen eski müstahzarlar
  • Kuru kafa ve cam muhafazadaki bebek en ilgi çeken malzemelerdi...