18 Aralık 2014 Perşembe

Turhan Baytop Sokağı

Ülkemizin en değerli bilim insanlarından biri olan, farmakognozinin duayeni, hocalarımızın hocası Turhan Baytop'un adı bir sokağa veriliyor. 

Fotoğraf: Halil Tekiner'e aittir. İzni alınarak kullanılmıştır.

Haberi facebooktan aldım ve heyecanımı hemen sizlerle paylaşmak istedim. 22 Aralık Pazartesi günü saat 14:00'te Erciyes Üniversitesi Kampüsü içindeki "Turhan Baytop Sokak" törenle açılacak. Eczacılar ve eczacılık öğrencileri başta olmak üzere sağlık ve üniversite camiasından herkes bu törene davetli. Açılış sonrasında Turhan Baytop adına bir de anma toplantısı organize edilmiş. Organizasyon nasıl yapıldı bilmiyorum ama bu işte emeği geçen herkesi tebrik ediyorum, iyi ki düşünmüş ve başarmışsınız. 


Toplantı afişi: 




Turhan Baytop kimdir diyorsanız lütfen tıklayınız.

Yeni Nesil Bir Eczacılık Kongresi

HEYECANLIYIZ, ÇALIŞIYORUZ :)

GELİŞMELER ÇOK YAKINDA...

Daha fazla bilgi için: http://www.gpss2015.org/



2 Aralık 2014 Salı

Paris'e Safran Satan Türk Çiftçi

Safran (Crocus sativus); Safranbolu'ya da adını vermiş, çok yıllık otsu bir Akdeniz bitkisi. Bitkinin çiçeklerinin içindeki ipliğe benzer şekilli ufacık dişi organlar kozmetik, gıda ve ilaç sanayi gibi birçok sektörde kullanılıyor.İlk kültür çalışmaları ise düşündüğünüzden çok daha eskilere, 3000 yıl önceye dayanıyor. Günümüzde Türkiye, İran, İtalya, İspanya ve Fransa'da safran kültürü yapılıyor. Geniş bilgi için: http://tr.wikipedia.org/wiki/Safran   


Dün facebookta Prof. Dr. Neşe Kırımer'in paylaştığı haberi, güzel bir örnek olduğu için bloguma koymak istedim. Habere konu olan kişi; İzamettin Meşeli Yozgatlı bir çiftçi. Meşeli, safran bitkisini yetiştirme çalışmalarına 3 yıl önce başlamış.

İzamettin Meşeli safran yetiştiriciliğini denemeye Safranbolulu bir arkadaşının tavsiyesi ile başlamış. Safranbolu'dan getirdiği tohumları  Yozgat'ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyünde 2 dekarlık bir arazide yetiştirmiş. Ürettiği safranı Paris'te restoran işleten bir gurbetçiye gönderiyormuş. Meşeli, kilogramı 10 bin dolardan satılan safranın pazar sıkıntısı olmadığını söylüyor. 


Anadolu Ajansı'nın röportajında Meşeli'nin verdiği bilgiler: "Safran bitkisi soğansı bir yapıya sahip. Fideledikten sonra çiçeklerini topladım ve ilk etapta 700 gram temin ettim. Üretim duyulunca isteyenler oldu, talep oldu. Talebi karşılamaya çalıştım. Hatta Fransa'nın başkenti Paris'te restoran işleten bir hemşehrimiz aradı. Ona deneme amaçlı gönderdim. Yemeklerde kullandığı safranı artık benden alıyor. Benden üretim kapasitesini arttırmamı istiyor. Gelecek yıllarda üretimi arttırmayı hedefliyorum."


Safran bitkisinin, kumlu ve geçirgen toprakta üretildiğini ifade eden Meşeli, "Safran bitkisi, mor renkte, güzel kokulu çiçekler açan bir bitkidir. Ağustos ayının ikinci yarısında soğanı dikilen safran, ekim-kasım aylarında çiçek açar. Kasım ayında sabah erken saatlerde güneş doğmadan önce toplanır. 80 bin çiçekten sadece yarım kilogram safran alınıyor. Ekim ve toplama işlemleri tamamen insan gücü istiyor. Hassas bir bitki olduğu için elle topluyoruz" şeklinde konuştu.

Doğal ürünlerimizin doğadan toplanarak değil doğru koşullarda yetiştirilerek kullanıldığı, ihraç edildiği günler çok da uzak değil sanırım... 

Safran yetiştiriciliği ile ilgili ayrıntılı bir blog: http://safran55.blogspot.com.tr/

24 Ekim 2014 Cuma

Bağbahçe Dergisi-Online

Geçen hafta iş yerimdeki oda değişikliğim sırasında kitaplığımda eski Bağbahçe Dergileri'ne rastladım.

Bağbahçe Dergisi Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi (NGBB) tarafından 2005 yılından bu yana yayınlanan bir "çevre, bahçe ve çiçek" dergisi. Dergide ekoloji, güncel koruma projeleri, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı ve NGBB'den haberler, tıbbi ve aromatik bitkiler, bitki yetiştiriciliği ipuçları ve daha bir çok konu yer alıyor. 

Dergiye NGBB web sitesindeki formu doldurarak yıllık 30 TL karşılığında abone olabilirsiniz. 2007'den günümüze kadar çıkmış olan tüm sayıları (10.-55.) ise linkten indirip zevkle okuyabilirsiniz: Bağbahçe Dergisi

Bağbahçe Bilim Dergisi ise yayın hayatına bu yıl başladı. Derginin yayınlanan iki sayısı da linkten indirilebiliyor: Bağbahçe Bilim Dergisi

Resimli Türkiye Florası'nın İlk Cildi Basıldı

Resimli Türkiye Florası'nın ilk cildi piyasaya çıkalı bir ay kadar oldu. Ben de bu güzel haberi alır almaz ilk cildi aldım.

Kısaca bilgi verip devam edeyim: Flora, bir bölgede, ilde, ülkede yetişen tüm bitki örtüsünü tanımlayan bir terim. Türkiye florası, Türkiye’de bulunan tüm bitki türlerinin sistemli bir şekilde sıralanmış ve sınıflandırılmış olarak içeriyor. Floralarda bitkiler, tür, cins, familya, sınıf sırasına uygun olarak sınıflandırılır.

Adil Güner editörlüğünde hazırlanan Resimli Türkiye Florası 1. cildinin cilt editörü Tuna Ekim. Flora'nın hazırlanmasında birçok önemli bilim adamının emeği geçmiş, basılmasında ise T.C. Cumhurbaşkanlığı, Ali Nihat Gökyiğit Vakfı, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi, Türkiye İş Bankası Yayınları ve Flora Araştırmaları Derneği'nin katkısı büyük. 

Bu kitap serisi, ülkemiz bitki örtüsü üzerine yazılmış 3. flora çalışması. İlki; Flora Orientalis, Boissier tarafından 19. yüzyılda yazılmış. 6 cilt ve Latince. İkincisi; Flora of Turkey and the East Aegean Islands. Davis tarafından yazılmış ve 10 cilt. Davis'in yazdığı Türkiye Florası'na 11. ek cildi Türk araştırmacılar hazırlamıştı. Eserin toplamı böylece 11 cilt oldu ve dili İngilizce'ydi. 



Resimli Türkiye Florası'nın diğer iki eserden en önemli farklı Türkçe hazırlanıyor olması. Kitapta, bitkilerin hem Latince hem de Türkçe isimleri belirtilecek. Bitkilerin tanımlayıcı özellikleri, diğer yakın türlerden farkları ve yayılış bilgilerinin yanı sıra teknik kalem ve sulu boya çizimleri de bulunacak. Çizerlerin yazarlar ile eşleştirilmesi, çizimlerin uygun şekilde tamamlanması, seçimi, düzenlenmesi gibi işleri deneyimli çizer ve bilimsel bitki illüstrasyonu hocası olan sanat editörleri (Gülnur Ekşi, Hülya Korkmaz ve Işık Güner) yürütüyor. Floranın toplamda 28 cilt olması planlanmakta. Projenin bitiş tarihi olarak da 2023 hedeflenmiş.

İlk cilt genel bilgilerin toplandığı bir giriş kitabı. Kitapta yer alan konu başlıkları ise; Resimli Türkiye Florası'nın Düzeni, Coğrafya, Yer Şekilleri, Jeoloji, Paleocoğrafya, Toprak, İklim, Biyoiklim, Bitki Örtüsü, Vejetasyon, Anadolu Botanik Tarihi, Davis'in Türkiye Florası, Yetiştirilen Bitkiler, Etnobotanik, Davis'in Florası'nda Değişen Yer Adları, Bitki Terimleri, Taksonomik ve Floristik Kaynaklar. İlk ciltte bitki tanımlamaları yer almıyor. İkinci cilt genel bir tayin anahtarı ve eğrelti türleri ile başlayacak.

Ben kitabı kitaplığıma bir türlü yerleştiremedim. Kitap elimin altında duruyor, her gün karıştırıp ilgimi çeken birkaç sayfayı okuyorum. 

Fiyatı merak edenler için not:Ben kitabı internetten (D&R'dan) aldım, fiyat olarak en uygun olan yer orasıydı. Ama siz kitap evlerinden de alabilirsiniz. (Etiket fiyatı:140 lira, İş Bankası Yayınları'nda:105 lira D&R'da:98 lira) 



Proje hakkında bilgi edinmek için sosyal medya üzerindeki sayfaları takip edebilirsiniz:

Twitter için:https://twitter.com/resimliflora
Facebook için: https://www.facebook.com/ResimliTurkiyeFlorasi

1 Ekim 2014 Çarşamba

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ndeydim...

Yurt dışında botanik bahçelerini keyifle gezip keşke bizde de olsa böyle güzel bahçeler deyip durmuştum. Oysa ülkemizde böyle bir bahçenin kurulmasına daha çok uzun yıllar var diye düşünüyordum, İstanbul'daki Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ni (NGBB) gezene kadar...

Ertuğrul Adası'ndaki havuzlarda ve saksılarda nilüferleri çiçekli görmek harikaydı...
Resimli Türkiye Florası çalışmaları için bu haftasonu yapılan toplantı NGBB'de düzenlenince ben de toplantı sonunda rüzgar ve yağmura rağmen o güzel bahçeyi hızlıca gezme fırsatını yakaladım.

Nezahat ve Ali Nihat Gökyiğit
Bahçe, 1995 yılında Ali Nihat Gökyiğit'in eşinin adını yaşatmak için bu alanı bir park haline getirmesi ile oluşmuş. Birkaç yıl sonra tam da park içinden geçen otoyol bahçenin tahribine değil gelişmesine sebep olmuş. Toprak ıslahından sonra 32 hektarlık alana 50 bin kadar ağaç ve çalı dikilmiş. Parkın gelişimi ile 2002'de botanik bahçesi olarak halkın ziyaretine açılmış ve 2003'de adı Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi olarak değiştirilmiş.

Bahçedeki bölümlerde ve tünellerde birçok bilgilendirici tabela mevcut. Bitkilerin altlarında Türkçe ve Latince isimleri yer alıyor. 
Bahçe kavşaktaki anayollar ile bağlantı yolları arasındaki adalar üzerinde kurulu. Sekiz ana ada var, her adada da birbirinden güzel bitkiler. Bir adadan diğerine köprüler ve tünellerle geçiliyor. 
İstanbul'un çiçekleri tünelinde lale, karanfil, sümbül, gül ve daha nicelerinin hikayelerini okuyabilir/dinleyebilirsiniz. 

Park İstanbul’un Anadolu yakasında, Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden gelen otoyollarla, Anadolu otoyolunun (Ankara) birleştiği kavşakta. (Gitmek isteyenler için web sitesindeki kroki çok işe yarayacak: http://ngbb.org.tr/tr/iletisim.html )

Alan, Karayolları Genel Müdürlüğü ile ANG Vakfı arasındaki protokolle 2025 yılına kadar bu hizmete tahsis edilmiş. NGBB, hem İstanbullular için bir nefes alma noktası olması hem de bir araştırma, eğitim ve öğretim merkezi. Ayrıca kütüphanesi, herbaryumu, soğanlı bitkiler bölümü ve koruma altındaki türlerin yer aldığı bölümler de mutlak görülmeli. Bahçe içinde oluşturulmuş özel alanlarda eğitimler, konferanslar, belgesel gösterimleri, bitki ressamlığı kursu ve çok farklı konularda atölyeler düzenleniyor. 2014 etkinliklerinden haberdar olmak için: 


Soğanlı Bitkiler Kolleksiyonu bu güne kadar görmediğim onlarca türe ev sahipliği yapıyordu... 

Bence İstanbul'daysanız yanı başınızdaki bu güzelliği görme fırsatını kaçırmayın. Ama uzaklardayım diyorsanız ziyaret edene kadar web sitesine bir göz atın: http://ngbb.org.tr/tr/

Ben yazıyı yayınladıktan sonra Sevgili Hocam K. Husnu Can Baser'den bir mesaj aldım. Hocam yazıda Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bahçesi'nden bahsetmediğimi hatırlattı. O bahçedeki yüzün üzerinde bitkinin tohumunu, farklı ülkelerden bizzat getirmiş kendisi. Ben de görülmeye değer köşelerden biri olduğuna eminim. Hüsnü hocanın son notu ise: "NGBB Türkiye'deki benzerleri içinde evrensel boyutlarda Botanik Bahçesi diyebileceğimiz tek örnek, ne yazık ki.." 

Vaktim dar olduğundan hızlıca gezdiğim parkta daha birçok noktayı tam anlamıyla gezemedim. Bu sebeple siz siz olun parka erken gidip tüm günü orada geçirmeye çalışın. Tabii fotoğraf makinanızı da yanınıza almayı unutmayın...

24 Eylül 2014 Çarşamba

Rengarenk Infografikler

Bir konudaki bilgilerin özünü çizimler ve istatistiklerle anlatan posterimsi şeyler infografiler. İnternette düzenli takip ettiğim infografik sitelerinden biri Compound Interest. Web sitesini hazırlayan Birleşik Krallık'ta kimya öğretmeni olan Andy Brunning. 

Sitenin şu anki görünümü. Konumuz: Reçel yapımının kimyası :) 
Sitede kimyanın farklı alanları ile ilgili birçok infografik var. Bitki ve gıdalar üzerine hazırlanmış olanlar kadar kozmetikler, boyalar, baharatlar üzerine de birçok rengarenk infografik sizi bekliyor. İngilizce hazırlanmış infografiklerin bir kısmını shops kısmından satın almanız da mümkün. İyi seyirler...


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Kozmetik Alırken...

Kozmetik alırken; fiyatı ne olursa olsun kullandığı markadan şaşmayanlardan mısınız?

Yoksa eşden-dosttan, kuaförden, filanca kozmetik dükkanı çalışanından aldığınız öneri ile ürün alıp kullanıyor musunuz?

İnternet, radyo ve televizyonda satılan kozmetik ürünlerden sipariş verip gelir gelmez kullanmaya başlayanlar siz de dikkatle okuyun:

"Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), kozmetik denetimleri kapsamında, ihbar ve şüphe üzerine yapılan incelemelerde, "merdiven altı" ve taklit ürünlerin insan sağlığını tehdit eden maddeler içerdiğini tespit etti. Sağlık Bakanlığı'nın denetlediği 5 binden fazla üründen hemen hemen tümünün güvensiz ve mevzuata aykırı olduğu belirlendi.


Güzelleşmek için kullanılan yüz maskesi, kil ve krem gibi cilt bakımı için kullanılan ürünlerin çoğunda mikrobiyal üreme ve kurşun gibi bazı zararlı kimyasallar tespit edildi. Ayrıca bazı kimyasalların da limitin üzerinde olduğu belirlendi. Ağda sonrası bakım kreminde, kozmetik mevzuatına aykırı "Diklofenaksodyum" adlı ilaç etken maddesi tespit edildi. Denetimlerde, piyasadaki çok sayıda taklit parfümle ilgili de işlem yapıldı. 

TİTCK Kozmetik Denetim Daire Başkanlığı'nca bu yılın mart-haziran döneminde toplam 5 bin 338 kozmetik ürün denetlendi, bunların 518'inin teknik düzenlemeye aykırı, 4 bin 727'sinin ise güvensiz olduğu tespit edildi. 

Teknik düzenlemeye aykırılık gerekçesiyle toplam 225 bin 447, güvensizlik gerekçesiyle toplam 105 bin, mevzuat çerçevesinde ise 90 bin lira para cezası uygulanarak, toplam 420 bin 447 lira para cezası kesildi."

Haberi bloga koyma sebebime gelince, 
  • Lütfen aldığınız gıda maddeleri için ne kadar özen gösteriyorsanız aynı özeni cildinize temas edecek kozmetik ve dermokozmetikler için de gösterin. 
  • Güvenilir markaların ürünlerini kullanın, karıncanın yağı, salyangozun sümüğü diye pazarlanan ürünlere kanmayın. Bu ürünler bu kadar etkili olsalar iyi firmaların bu ürünlerle harika preparatlar yapacağını hepimiz düşünebiliyoruz değil mi?
  • Eczaneler ve büyük kozmetik firmalarının dükkanlarındaki güzellik uzmanlarından danışmanlık almaktan çekinmeyin. 
  • Cildinize uygulayacağınız her ürünün derinizden geçerek bedeninize girebileceğini hatırınızdan çıkarmayın. 
Haber Anadolu Ajans'dan, ayrıntılar için link:  http://www.radikal.com.tr/saglik/bu_kozmetiklere_dikkat-1201958

11 Temmuz 2014 Cuma

Taze Çimen Kokusu

Geçen sabah okula girerken bahçe ve tüm koridor taze kesilmiş çimen kokuyordu. Bir tazelik bir ferahlık, işte güne güzel başlama sebebi... 



Sonra aynı gün tesadüfen aşağıdaki infografik çıktı karşıma. Taze kesilmiş çim kokusunun sebebi nedir?

İngilizcesi pek de anlaşılır. Ama İngilizce bilmiyorum diyenler için kısaca çevirisi: Çim, normalde de etrafa uçucu organik maddeler yayar ama kesildiğinde bu koku çok daha belirgin ve fark edilir olur. Açığa çıkan maddeler yeşil yaprak uçucuları olarak adlandırılabilir (bizde böyle bir terim kullanılmıyor). Bu kokulu karışımda temel bileşen olarak genellikle 6 karbonlu aldehit ve alkoller yer alıyor. 


Çim kesildiğinde, yapısındaki enzimler yağları parçalıyor, böylece linolenik ve linoleik asit açığa çıkıyor. Daha sonra bu maddeler de yine enzimlerle 6 ve 12 karbonlu olan daha küçük parçalara bölünüyor. Bunlardan en yüksek miktarda bulunan hekzenal ve asetatı. 

(Z)-3-Hekzenal taze kesilmiş çim kokusunu veren asıl madde. İnsan burnu bu maddeyi milyarda 0.25 oranında bile (ppb) algılayabiliyor. Ancak molekül dayanıklı değil ve çabukça yaprak kokulu aldehit olan (E)-2-hekzanal'e dönüşüyor. 

Neden bu maddeler üretiliyor? 
Çünkü çimler kesildiğinde açığa çıkan bu maddeler çevredeki diğer bitkilerin savunma sistemlerini uyarıyor. Bitkide kesik etrafında yeni hücrelerin üretimini uyarıyor; kesilen kısımda antibiyotik gibi etki göstererek enfeksiyonların oluşmasına engel oluyor.

Mis gibi çim kokulu serin sabahlarda kuş sesleri altında bir hamakta sallanmak bu ara hepimizin ortak isteğidir sanırım. Herkese yakın tarihte kavuşacakları güzel bir tatil diliyorum.

8 Temmuz 2014 Salı

BONZAİ

Prof. Dr. Mehtap Uysal'ın Ankara Eczacı Odası Yayın Organı olan DOZ Dergisi için derlediği yazısının özetini okudum az önce. Yazıyı yayınlamam için izin veren sevgili hocama teşekkürler. Bu güzel yazıyı sizlerin de bonzaiden haberdar olmanız için paylaşıyorum. Buyrun bu adını sıkça duyduğumuz bonzai neymiş ne değilmiş bir okuyup bilgilenelim:

Sokaklarımızdaki yeni tehlike ; BONZAİ ...!

Bonzai ve aslında doğru yazılışı ile BONSAİ Japonca bir sözcüktür ve tepsi (tabak) anlamına gelen "bon" ve bitki anlamına gelen "sai" sözcüklerinden türetilmiştir. Saksıdaki ağaç veya bitki anlamına gelir. Bonsai, yaşayan ağaçlara duyulan saygıyı ve bu ağaçların yaşamasını konu alan bir sanattır. Bonsailer minyatür olmalarına rağmen çevremizde gördüğümüz ağaçlardan hiçbir farkları yoktur. Özenle seçilen ağaç dalları, budanarak ve ilgiyle yetiştirilerek minyatür ağaç görünümü kazanır. Japonların doğaya olan tutkularının yaşamlarına yansımış şekli olarak kabul edilen “Bonsailer” şehirlerde insanların doğaya olan özlemlerini minyatür olarak karşılamaktadırlar. Özgün özelliklere sahip bonsailer çok yüksek fiyatlara alıcı bulabilmektedir fakat tüm bunların tam aksine BONZAİ isimli uyuşturu ölümcül ve çok ucuz olarak bulunabilen bir bileşiktir. Muhtemelen basit bir bitki ya da ot içerikli uyuşturucu çağrışımı yapmak için belki de çok düşük (minyatür.!!) dozlarda bile inanılmaz tehlikeli ve ölümcül etkiler yaratabildiği için sokaklarımızda gençlerimizi bekleyen bu yeni uyuşturucunun adına bonzai denmiştir. 



Yasa dışı satışını artırmak için kullanılan söylemlerin aksine ve etkileri esrarın etkileri ile özdeşleştirilse de bonzai, kesinlikle esrar türevi değildir! Esrar davetleri, “sigara gibi bir şey” denilerek yapılır. Şu anda da bonzai davetleri “esrar gibi bir şey” denilerek yapılmaktadır. Bonzai doğal bir ot ya da bitki değildir! Sentetik bir bileşiktir. Bonzai, aslında çok da yabancı değil fenazepam adlı bir benzodiazepin grubu bir ilaçtır. Epilepsi, alkol bağımlılığının tedavisi ve uykusuzluk gibi bir dizi sorunun tedavisinde başvurulan fenazepam, tıp dünyasında cerrahi girişim öncesi anestezinin etkisini arttırmak, anksiyeteyi azaltmak amaçlı da yer bulmuştur. Son yıllarda fenazepam, bu amacın dışına çıkarak sokağa inmiş ve İngiltere, Finlandiya, İsveç gibi Avrupa ülkelerinde, Amerika’nın Georgia ve Lousiana başta gelmek üzere farklı eyaletlerinde ve ne yazık ki ülkemiz gençleri arasında yayılmaya başlamıştır. Bonzai (FENAZEPAM) sentetik bir benzodiazepin türevi ilaç olması nedeniyle yasa dışı olarak çok ucuza, kolayca üretilebilmekte ve satılmaktadır. Bu nedenle kullanımı hızla yayılmakta olan ama ölüme kadar giden sonuçlar yaratabilen çok tehlikeli bir uyuşturucu ve bağımlılık yapıcı bir maddedir. 

Yaygın olarak bilinen diğer bir yanlış ise, bonzai isimli bu uyuşturucunun sentetik cannabinoid olduğudur . Fakat 25 Mayıs 2014 tarihli 28893 sayılı Resmî Gazete’de de yayınlandığı üzere uyuşturucunun asıl adı Phenazepam (7-Bromo-5-(2-chloropheny 1)-1,3 -dihydro-2H-1,4-benzodiazepin-2-one)’dır ve Türkiye’ye sokulması ve satışı yasaklanmıştır. İnternet üzerinde bonzai ile ilgili pek çok yanlış bilinen isim mevcuttur. Diğer sentetik uyuşturucular ile sıklıkla karıştırılan fenazepam günümüzde pek çok ülke tarafından yasaklanmıştır. 

Fenazepam’ın biyolojik olarak yarılanma süresi 60 saattir. Bu santral sinir sisteminde etkili olan bir ilaç için oldukça uzun bir yarı ömürdür; 1 miligram alınırsa, 60 saat sonra kullanıcının kanında hala yarım miligram fenazepam bulunmaktadır. Bu durum ilacın etkilerinin uzun süre (3-4 gün) neden devam ettiğini açıklamaktadır. Fenazepam’ın gençler arasında tedavi dışı kullanımının giderek arttığı 2011 başlarında kesinleşmiştir. Ölümler artınca önce İngiltere’de, ardından A.B.D. ve İsveç’te kontrole tabii tehlikeli maddeler sınıfına sokulmuş ve ithalatı yasaklanmıştır. Ancak Rusya’da reçeteye tabii olmasına rağmen, eczanelerden serbestçe satın alınabilmesine bir de internet üzerinden yasadışı eczaneler eliyle tablet ya da kristal toz şeklinde posta yoluyla dağıtımı eklenince bağımlı sayısı giderek artmaktadır. Uyuşturucu mafyası yasa dışı laboratuvarlarda büyük miktarlarda saf fenazepam üretmekte ve satmaktadır ve bu ürün ne yazık ki Bonzai adıyla ülkemiz uyuşturucu piyasasına da girmiştir.

Tek bir kristali kadar kullanıldığında bile etkisini göstermeye başlayan maddeden bilerek ya da bilmeyerek daha fazla kullananlar, tek dozu, diazepamdan (Diazem) on kat güçlü fenazepam yüzünden yaşamını tehlikeye sokmaktadırlar ve bu durum genellikle hastane morglarında sonlanan bir yolculuğun başlangıcını oluşturmaktadır. 

Fenazepam’ın yan etkileri çok olmakla birlikte en bilinenleri ve sık rastlananları baş dönmesi, koordinasyon kaybı, uyuşturma ve ileriye dönük hafıza kaybıdır Ayrıca, ilacın kesilmesi durumunda, huzursuzluk, anksiyete bozukluğu, uykusuzluk, nöbet geçirme ve son olarak ölümle sonuçlanabilecek kontrolsüz havalelerin geçirilmesi olasılık dahilindedir. Tepkiler ve kullanımlar diğer benzodiazepinler ile benzer sonuçlar göstermektedir. İlacın yaşlılar, çocuklar, alkol bağımlısı bireyler veya gebelik esnasında kullanımı akıl hastalıkları gibi birden fazla temel hastalığa kaynak olabilir. Her ne kadar uzun süreli tedavilerde kullanılması önerilmese de, bazı hastalarda uzun süre kullanımı gerekebilir. İlaç diğer sinir depresanları ile birlikte aynı anda asla alınmamalıdır. İngiliz Ulusal İlaç rehberi, bu ilacın en fazla bir ay kullanımını önermiştir.

İlaç ABD’de kontrollü maddeler yasasında IV sınıf olarak nitelendirilmiştir. Bu kapsamda ilaçlar, bilinç kaybı oluşturan, bağımlılık yapıcı bileşikler arasına girmektedir. ABD’nin Louisiana eyaletinde ilaç ile ilgili olarak eyalet valisi Bobby Jindal, ilacın yasaklanması konusunda bir yasayı onaylamıştır. Fakat, ilacın Zannie adı altında bir sprey olarak yeniden piyasaya sürüldüğüne dair raporlar üzerine yapılan kontrolde, böyle bir ürünün piyasaya sürüldüğü tespit edilmiş ve bu üründe piyasadan kaldırılmıştır. İlacın tedavi amacıyla kullanımı reçeteli olarak ABD’nin tüm eyaletlerinde yasal olmasına rağmen, reçetesiz olarak satışı yasaktır. İlaç İngiltere’de C sınıfı bir ilaçtır. 22 Temmuz 2011 tarihinde ilacın ithalatı yasaklanmıştır. Ancak 23 Nisan 2012 tarihinde kullanımı yasal olarak yeniden tartışma konusu olmuştur. Sonunda ilacın ikinci bir ilaç olarak kullanımı 13 Haziran 2012 tarihinde yasaklanmıştır. İlaç Norveç’te 2010 yılından bu yana bir narkotik olarak kabul edilmektedir.


Yazıyı sonuna kadar okuyanlara tebrikler, bu yazının üzerine kalan Breaking Bad bölümleri iyi gider sanırım :) 

Ama ben daha da okurum diyenler için kaynaklar: 
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bonzai
** http://www.bilgive.com/bonzai-uyusturucu-fenazepam-phenazepam.html

21 Nisan 2014 Pazartesi

Biyoloji Sergisine Gidiyoruz

Yıllar önce Bilim-Teknik Dergisi'nde ilanlarını görüp Çağlar ile katıldığımız Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü tarafından düzenlenen Biyoloji Sergisi,  bu yıl 28-30 Nisan 2014 tarihleri arasında düzenlenecekmiş. İlanı Kadir Boğaç Kunt hocam sayesinde gördüm, blog okurları ile de paylaşmak istedim.
 
Yer yine Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Tandoğan Kampüsü, A Blok. 


Sergide sunulacak seksiyonlar; Hidrobiyoloji, Botanik, Moleküler Biyoloji ve Biyoteknoloji, Ekoloji ve Çevre Biyolojisi ve Zooloji. İçerikleri aşağıdaki sergi broşüründen öğrenebilirsiniz. 

2000'lerin başlarında Ankara Üniversitesi'nde düzenlenen bir sergide, liken topluluğu, hidrobiyoloji ekibi, sivrisineklerle biyolojik savaş konulu çalışmaları yürüten arkadaşlarla derin sohbetlerimiz olmuştu. Ertesi yıl Gazi Üniversitesi'nde düzenlenen sergide ise o zamanlar daha öğrenci olan (şimdi Uzman Biolog) dostumuz Serdar Aslan ile tanışmıştık. Her iki sergide de Ali Demirsoy hocamızla karşılaşmış, sohbet etme fırsatı yakalamıştık. 


Bu sene, sergi hafta içine denk geldiği için muhtemelen ben yalnız gideceğim. Yolu düşenlerle sergide görüşmek dileğimle...

15 Nisan 2014 Salı

Dendroloji Kursu Başlıyor! Kaçırmayın!

Dendroloji de neyin nesi dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bu soruyu ilk defa orta okul yıllarımda sormuştum. Sanırım 1995-96 yıllarıydı. İzcilik yaptığım gruptaki liderimiz, Kırsal Çevre Derneği'nin düzenlediği bir kurstan bahsetmişti. Kursta dendroloji yani ağaç bilimi anlatılacak, çalıları, ağaçları, orman habitatını öğrenecek, tanıyacaksınız demişti. Doğa ile içiçe olmayı çok seven bizler, anlatılacak konuları anlar mıyız diye düşünmeden hemen kayıt yaptırmış, sonraki hafta sonlarımızı kursta geçirmiştik. 

O yıl Kırsal Çevre Derneği kursu, Kızılay'daki Yeni Sahne ile aynı binada olan Türkiye Ormancılar Derneği'nde düzenlemişti. Şimdi o binanın yerinde bambaşka bir bina var. Ama kursta anlatılanlar, tuttuğum notlar hala capcanlı anılarımda. Dev bir duvara yansıtılan slaytlardaki ihtişamlı ağaçlar, ormanlar da...


Yıllar sonra, eczacılık öğrencisiyken Çağlar ile birlikte bir defa daha katıldım aynı kursa. Bu defa tarih 2000'lerin başı olmalı. Kurs o yıl Kızılay'daki Milli Piyango'nun konferans salonunda yapılmıştı. Kurs sonunda ise MTA Müzesi bahçesine bir gezi düzenlenmişti. Yine çok eğlenceli, öğretici, bir o kadar da etkileyici geçtiğini hatırlıyorum. 

Bugün facebookta derneğin kurs ilanını görünce, katıldığım o iki kurs geldi gözümün önüne. Hemen bloga yazayım bu ilanı dedim. Eğer;
  • doğayı seviyorsanız, 
  • ekosistem, orman, flora, bitkiler hakkında daha bilimsel ama pratik bilgiler edinmek istiyorsanız, 
  • bu alanda bilgili veya bilgilenmeye meraklı sizin gibi kişilerle tanışmak istiyorsanız, 
  • doğa için emek harcayan bir sivil toplum örgütüne destek olmak ve çalışmalarında yer almak istiyorsanız mutlaka bu kursa gitmelisiniz.
Aklınıza gelecek sorulara cevaplar:
1. Kurs ücretsiz. 
2. Bu yıl Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü'nde yapılıyor.
3. Hiç sıkıcı değil, devam zorunluluğu yok
4. Kapalı alanda sıkışıp kalmak yok, öğleden sonra bölümlerinde Ankara'nın parklarında güzel uygulamalar yapılacak.
5. Şu adresten kurs programına bir göz atın (arada bir sorun veriyor): kurs programı
6. Facebookta da sayfaları var tabii: kırsal çevre facebook sayfası
7. Kursla ilgili Yıldıray Lise'nin kaleminden çıkmış harika bir yazı var. Benim aklıma gelmeyen soruların cevaplarını da orada bulacaksınız: 20 Yıldır Ankaralı Ağaçları Anlatıyorlar!


Kayıt ve Ayrıntılı Bilgi İçin: kirsalcevreormancilik@yahoo.com adresine yazabilir veya hafta içi her gün saat 14.00-20.00 arası 425 94 14 no’lu telefonu (telesekretere not bırakarak) arayabilirsiniz. Katılım için; e-posta, telefon (telesekretere not bırakarak) ya da derneğe giderek kayıt yaptırabilirsiniz. 

Dernekten kayıt yaptırmak isteyenler için kayıt günleri:

1 Mayıs 2014 saat 14.00-20.00 arası ve 2 Mayıs 2014 saat 14.00-20.00 arası
Dernek Adresi: Bestekar Sokak No:30/8 ÖZOK Apt. Kavaklıdere/ANKARA

27 Mart 2014 Perşembe

Tanıştırayım: Altın Otu

Ankara Eczacı Odası Yayın Organı olan DOZ dergisinin bu yılki ilk sayısına bir yazım basıldı. Blog yazılarım tarzında, bilimsel ama teknik olmayan bir yazı. Sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum... 

Yazıdan kısa bir bölüm:
"Bir cuma akşamı, günü bitirme saatleri yaklaşmış, telefonum çalıyor. Arayan kişi Doz Dergisi’nin Editörü Sayın Hocam Mehtap UYSAL. “Bize geçenlerde her derda deva olarak anlattığın, hayvan deneylerinizde farklı etkilerini araştırdığınız Helichrysum’u anlatan bir yazı yazar mısın?” diyor hocam. Hay hay diyorum, geçiyorum kitaplarımın, literatürlerimin karşısına. Hızlı bir araştırmadan sonra işte karşınızdayım.

Helichrysum türleri Avrupa’da “immortal, everlasting”- yani “ölümsüz, ebedi” ismi ile tanınıyor. Bitkinin çiçekleri bolca kitin (böcek kabuklarının sert olmasını sağlayan madde) taşıdığından, bitki çiçek açtıktan sonra solmuyor. Yani altın sarısı renkteki petaller çiçek üzerinde uzun zaman kalabiliyor. İşte bu sebeple bitki, ülkemizde de halk arasında “ölmez çiçek, solmaz çiçek, herdem taze” adlarıyla biliniyor." 

Yazının tamamı için: http://doz.aeo.org.tr/5/013.html

21 Mart 2014 Cuma

Sartur Reaktifi

Uzun zamandır bloga iki cümle yazmaya fırsat bulamıyorum. Dün aldığım bir maile cevap yazmak yerine yine cevabı blogdan vereyim dedim. 

Gelen mailde genç bir arkadaşımız şöyle demiş:  
"Merhaba hocam. Ben Abant İzzet Baysal Üniversitesinde Biyoloji Bölümü Öğrencisiyim. Bitki anatomisi çalışmaları yapıyorum. Sartur Reaktifi hakkında bilgi edinmek isterken sizin yazınıza ulaştım. Reaktifi hazırladım ama monokotil gövde kök ve yaprak kesitlerde isteğim sonuca ulaşamadım. Teknik olarak kaç dakika ve nasıl bir yol izlemem gerekli? Bana bu konuda yardımcı olursanız çok mutlu olurum. Çok teşekkür ederim."

Kısaca Sartur hakkında bilgi vereyim önce. 1949'da iki Türk bilim insanı Sarım ÇELEBİOĞLU ve Turhan BAYTOP tarafından geliştirilmiş bir reaktir. Bir preparatta birçok elementi teşhis etmek ve tanımak üzere hazırlanmış. 

Sartur, bitkide bulunan kalsiyum okzalat kristallerini bozmaz. Sartur ile preparat hazırladığınızda; birçok dokuyu rengine bakarak ayırt etmeniz kolaylaşır. Bir boyar madde olan Sudan III; yağ, kütin, ve süberini turuncu renge boyar. Drogda bulunan yağ damlaları, kütinleşmiş çeperler ve kutikula, preparatta turuncu renge boyanır. Mantar doku­su da süberin içerir ancak çok koyu renkli olması nedeniyle esmer-kırmızı renkte görülür. Laktik asit, ortamın asitliğini sağlar ve dokuları berrak görmemizi sağlar. Anilin, asitli ortamda lignin ile sarı renk verir. Bundan dolayı bütün odunlaşmış çeperleri (odun boruları, sklerenkima lifleri, taş hücreleri, taş mantar hücreleri, idioblastlar) Sartur reaktifi ile sarı renk alırlar. İyot, nişasta ile reaksiyona girerek nişasta tanelerini mavi-mor renge boyar.

Gelelim tavsiye kısmına, aşağıdaki şekilde reaktifi hazırlamanız mümkün. Reaktifteki iyot az önce de belirttiğim gibi nişastaları mora boyar, bu sebeple bol nişasta içeren bitki dokularını incelerken etraf mosmor olur ve diğer dokuları görmeniz zorlaşır. Bu nedenle yaprak incelemelerinde daha çok kloralhidrat (%50 kloralhidratın sulu çözeltisi) reaktifi kullanılır. Yani yapraklar ve bol nişastalı kökler için Sartur doğru bir tercih olmayabilir. Reaktifle preparat hazırladığınızda bek üzerinde ısıtarak reaktifteki maddelerin dokulardaki maddelerle reaksiyona girmesini sağlamalısınız. Yani ısı uygulamak gerekiyor. Umarım yazdıklarım yeterli ve yardımcı olur... Şimdiden kolay gelsin...

BİLEŞİMİ VE HAZIRLANIŞI: 
- Saf laktik asit......................................................... 60 ml
- Sudan III ile soğukta doyurulmuş laktik asit.................. 45 ml
- Saf anilin................................................................ 2 g
- İyot .................................................................... 0.20 g
- Potasyum iyodür ..................................................... 1 g
- Etanol 95°............................................................. 10 ml
- Distile su ............................................................... 80 ml

Potasyum iyodür, etanol ve distile su belirteçte yardımcı madde olarak yer alır.

Sudan III ile doyurulmuş laktik asit hazırlamak için; 10 ml kadar laktik asit içine bir miktar Sudan III ilave edilir ve çözünmesi sağlanır. Doymuş çözeltide boyanın bir kısmının çözünmeden kalması gerektiğinden, Sudan III'ten uygun miktarda ilave edilir. Bu doymuş çözelti, arada çalkalamak suretiyle 2-3 gün oda sıcaklığında bekletilir. Çözünmeyen fazla boya şişenin dibinde toplanır ve çözelti berraklaşır. Boya cam pamuğundan (veya pamuktan) süzülür ve Sudan III ile doyurulmuş laktik asit hazırlanmış olur.

1 g Potasyum iyodür, 10 ml suda çözülür, buna 10 ml etanol ve 0.20 g iyot ilave edilir, tamamen çözünmesi için çalkalanır.

Bütün bu ön hazırlıklardan sonra 2 g anilin, 60 ml saf laktik asit ile karıştırılır, üzerine 45 ml Sudan III ile doyurulmuş laktik asit ilave edilir, çalkalanır; buna iyot­lu çözelti ve suyun geriye kalan 50 ml'si ilave edilerek çalkalanır.

28 Şubat 2014 Cuma

Farmasötik Botanik Teorik Ders Notları

2013-2014 Bahar Yarıyılı Botanik dersi slaytlarımın pdf'lerini aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz:

25.02.2014: 2.hafta indir
04.03.2014: 3. hafta indir
11.03.2014: 4. hafta indir
18.03.2014: 5. hafta indir

25.03.2014: 6. hafta indir
01.04.2014: 7. hafta indir

10 Şubat 2014 Pazartesi

Resimli Türkiye Florası İçin Çizerler Aranıyor!

Yaklaşık iki aydır Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Botanik Anabilim Dalı öğretim görevlilerinden Gülnur Ekşi'nin yürüttüğü Bilimsel Bitki Çizim Kursu'na gidiyorum. Kurs, içeriği ve yaptıklarımız ile ilgili uzun bir yazı yazmayı planladığımdan şimdilik o konuya girmeyeceğim.

Asıl olarak önemli ve beni çok heyecanlandıran bir duyuruyu paylaşmak istiyorum. Resimli Türkiye Florası'nın hazırlanması ile ilgili çalışmalar başlamış. Ve çizim editörleri,  bu duyuruyu en kısa zamanda en fazla ilgiliye ulaştırmayı istiyor. Botanik, Peyzaj, Mimarlık, Güzel Sanatlar fakülteleri potansiyel çizer barındırıyor. Oralara da yazılı ilanlar götürmek gerekiyor sanırım. 

Lütfen sizler de olabildiğince bu haberi yaymaya çalışın. Bilgiler için de broşürü okumayı unutmayın. 

1 Mart'ta Ankara'daki toplantıda görüşmek dileğimle....


15 Ocak 2014 Çarşamba

Her Bitkinin Çayı İçilir Mi?

Geçen ay blogun sıkı takipçilerinden birinden bir e-posta aldım. Çaylar hakkındaki bu soruyu yine soru-cevap şeklinde bloga koymayı uygun gördüm. E-posta diyor ki; 

"Daha önce başka bitkilerin de çay olarak etkisiz olduğunu okumuştum ama ekinezyayı sizden öğrendim. Acaba suda çözünmeyen, çay formu etkisiz bitkileri listelemek mümkün mü? Sanırım ekstre formları genel olarak daha etkili oluyor tüm bitkilerin. O halde tersi bir sınıflandırma yapıp çay hali etkili olan bitkileri mi listelemek lazım?"





Cevabı, her düzeyden okuyucu anlasın diye genel bilgi vererek başlayayım: Bitkiler aslında minyatür birer kimya fabrikası. Yapılarında birbirinden farklı birçok madde taşıyorlar. Bu maddelerin bir kısmı yararlı, bir kısmı çok düşük dozlarda bile zararlı. Bitkilerin gıda ve tıbbi amaçla kullanımları tabii ki çok eskilere dayanıyor. Günümüzde hangi bitkilerin zehirli ve zararlı olduğu biliniyor. Yararlı bitkilere geldiğimizde ise durum biraz çetrefilli. Bitkilerde bulunan madde grupları bazen yan yana olduklarında bazen de tek başına kullanıldıklarında daha etkili. (Bu cümleler aslında bitkiden ilaca giden yolla ilgili bir özet.)

Bir bitkideki bir madde tek başına etkiliyse, o bitkiyi kullanmak yerine o maddenin saf halde elde edilip ilaç haline getirilmesi gerekiyor. Ancak maddeler birlikte kullanılırsa daha etkili ise o zaman bu maddeleri birbirinden ayırmak bir hata. İşte bu birlikte etkili maddeleri; birçok bitkiden, bitkiyi doğrudan yiyerek vücudumuza alıyoruz zaten. Örneğin soğan, sarımsak, portakal... Ama bazı durumlarda ne kadar yersek yiyelim etkili maddeler yeterli miktarda alınamamış oluyor. İşte o zaman bitkinin özütü yani bizim dilimizden konuşursak ekstresinin hazırlanması gerekiyor. Ekstre doğrudan kullanılabileceği gibi farklı işlemlerden geçirilerek tablet, kapsül, damla gibi farklı ilaç şekillerinin hazırlanmasında da kullanılabiliyor. 





Yukarıdaki iki paragrafı yazmamın sebebine gelince; bitkilerde bulunan maddelerin hepsi benzer yapıda değil. Hepsi suda veya hepsi yağda aynı oranda çözünmüyor. Bu bağlamda diyelim ki siz en basit ekstre hazırlama yolu olan çay hazırlamayı seçtiğiniz. Eğer etki göstermesini beklediğiniz maddeler, bitkinin içinden suya geçmiyorsa içtiğiniz çayın tedavi edici değeri yok demektir. Yani ilk nokta bitkideki etkiden sorumlu maddelerin suda çözünmesi. Bundan sonra da drogun kaliteli olması çok önemli. Yabancı bitkilerle karıştırılmamış, etkili madde miktarı farmakopede belirtilen sınırlar içinde olan, kaliteli ve güvenilir bitkiler kullanılmalı. 

Herkesin bildiği bir örnek vereyim. Örneğin kuru öksürük sebebiyle göğüs-boğazınızdaki tahrişi azaltmak için ıhlamur çayı yapmak istiyorsanız poşet çayı uzun süre bardağınızda bekletin veya daha güzeli çaydanlıkta ıhlamurunuzu uzun süre kaynatın. Bu şekilde bitkide bulunan flavonoitlerin yanında müsilaj da sıcak suya geçer. Ihlamur çayının viskoz, daha yapışkan, kıvamlı hale geldiğini göreceksiniz. İşte buna sebep olan müsilaj göğsünüzü yumuşatacaktır. Ama soğuk algınlığı ve öksürük için kullanmak istiyorsanız ıhlamurunuzu kısa sürede demlemelisiniz. Çünkü ancak bu şekilde hazırladığınız çay, bitkideki flavonoitlerin yanında uçucu yağları da içerir. Uzun süre kaynattığınızda teskin edici etkisi bulunan uçucu yağlar uçar gider.  



Bir de tıbbi bitki çayı ile ülkemizde satılan poşet çaylar arasında ciddi fark var. Fitoterapide kullanılan tıbbi bitki çayları kontrolleri yapılmış kaliteli droglarla hazırlanan, dozu ve kullanım şekli belirli bitki karışımlarıdır. Ülkemizde yasal düzenlemenin yapılmasından sonra poşet çayların tıbbi bitkisel çaylar ve keyif çayları olarak iki ayrı grupta üretileceği fikrindeyim. 

Çay konusu hayli geniş, ülkemizde çay üreten firmalardan Doğadan, hocam Erdem Yeşilada ile bilgilendirici kısa filmler çekmiş. Firmanın Youtube kanalında bu videoları bulup izleyebilirsiniz. Ben birinin linkini ekleyeyim, diğerlerini de oradan bulursunuz kolayca. Poşet çaylar hakkındaki video

Soruya kısa cevap: Her bitkinin çayı içilmez, her bitkinin çayı etkili maddeler içermez. Beklenilen etkiye ve etken maddenin tipine uygun ekstre hazırlama tekniği seçmek şarttır. 

Afiyetle içilen çaylar, bol muhabbetler, keyifler dilerim... 

İskender Nasıl Öldü?

Efsanevi komutan Büyük İskender, şarabına karıştırılan bir bitki ile zehirlenmiş olabilir mi?

Bu soruyu Yeni Zelanda'daki Otago Üniversitesi'nden Leo Schep de sormuş ve arkadaşları ile kafa kafaya verip Büyük İskender'in ölüm sebebi üzerine bir araştırma yapmış. Çalışmanın sonuçları Clinical Toxicology dergisinin 2014 ocak sayısında yayınlandı: 

Pers İmparatorluğu'nun güçlü ordularını yenmeyi başaran Makedonya kralı ve tarihteki en büyük komutanlardan biri olarak bilinen Büyük İskender'in ölüm sebebi net değil ama bitkilerle zehirlenme sonucu ölmüş olabileceği düşünülüyor. Schep, Kral'ın M.Ö. 323'te sadece 32 yaşındayken ölümünden sorumlu olan bitkinin "Veratrum album" olduğunu savunuyor.


Schep, çalışmasında Büyük İskender'in daha önce iddia edildiği gibi arsenik ve striknin gibi maddeler kullanılarak zehirlenmesinin mümkün görünmediğini belirtiyor. Bu maddelerin hızlı ölüme yol açtığını ancak eldeki verilere göre komutanın 12 gün can çekiştiğini, konuşamaz ve yürüyemez hale gelerek öldüğüne dikkat çekiyor. 

Toksikolog Schep, ülkemizde beyaz çöpleme adıyla tanınan Veratrum album'un, Büyük İskender'in şarabına karıştırıldığını, acı tadı gizlemek için de tatlandırıcı kullanılmış olabileceğini ileri sürmüş.


Adı geçmişken kısaca bitkiden bahsedeyim. Veratrum album Liliaceae (Zambakgiller) familyasından. Ülkemizde doğal olarak Kuzeydoğu Anadolu'da yetişiyor. Giresun, Artvin, Ordu, Rize, Trabzon civarlarından kaydı var. Başucu kitabımız olan Türkiye'de Bitkilerle Tedavi kitabında Sayın Turhan Baytop bitkiden şöyle bahsediyor:

File:Veratrum album Aubrac.JPG"Rhizoma Veratri albi: Veratrum album L. (Liliaceae) türünün kurutulmuş rizom (toprak altı gövdesi) ve kökleridir. Bu tür 50-100 cm yükseklikte, yeşilimsi-beyaz çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitkidir. Yapraklar büyük, boyuna belirgin damarlı, katlı ve sivri uçludur. Kuzey-Doğu Anadolu dağlarının orman açıklıklarındaki çayırlarda yetişir. 


Rizomlar sonbaharda sökülür, tam halde veya ortalarından boyuna ikiye ayrıldıktan sonra, güneşte kurutulur. Rizomlar 5-10 cm uzunlukta, küçük havuç biçiminde, 1.5-2 cm çapında, üzeri soluk siyah renkli ve kök kalıntıları ile kaplıdır. Tadı acı olup, tozu şiddetle aksırtır.

Memleketimizde bugün bilhassa, nezle sonucu oluşan tıkanıklıklarda burnu açmak için, enfiye şeklinde kullanılmaktadır. Rizomun iç kısmı bir çakı ile kazınır ve elde edilen toz buruna çekilir. Bu nedenle drog İstanbul aktarlarında "kökenfiye" veya "suut kökü" ismiyle satılmaktadır.

Diğer isimler: Akçöpleme, Beyaz çöpleme, Beyaz harbak, Harbak beyaz, Kunduz kökü, Kökenfiye, Suut kökü."


Bitkinin toprak altı gövdesi nişasta, reçine, şekerlerin yanı sıra % 1-2 oranında alkaloit taşıyor (protoveratrin A ve B, jervin, rubijervin, ... vb. gibi). Bu alkaloitlerden dolayı bitki bir dönem gut, epilepsi ve hipertansiyon tedavisinde kullanılmış. Ancak yine bu alkaloitler sebebiyle de zehirli. Zehirlenme belirtileri bulantı, kusma, bradikardi, bayılma, kasılma, halsizlik ve felç. Bitkinin homeopati ilaçlarının bileşimine girdiğini de belirteyim. 

İskender'i öldüren bir Veratrum muydu bilinmez ama umarım bu bitki ile sadece doğada karşılaşırız. Bitkiyi çiçekli dönemde yakalayıp güzel fotoğraflarını çekebilmek dileğimle...